Herkesin – maalesef – sadece yüzeysel ya da öylesine yazabildiği ya da eş-dost sohbetinde konuşabildiği ama bol miktarda bir başkasını eleştirdiği günlerdeyiz mâlum!
Hakkını teslim etmek gerekir ki halen cesurca yazabilen bir kaç köşe yazarımız var ( ve hala kaypaklık yapıp, yazıyormuş gibi yapanlar…) Konuşanlar da var TV yorum programlarında… Bazıları “Şiş’i de” Kebabı ‘da” yakmamaya hala özen gösteriyor olsalar da…
Aydınlarımız, ya web sayfalarına sıkışmış durumda, ya tatilde (olsalar gerek ki bir çoğunun sesi, sedası çık-a-mıyor bu günlerde)…
Dilinin ucuna geliyor aslında insanın da (Aydın ya da bizler gibi sıradan insanlar, fark etmez!) söyleyemiyor… Kaleminin (Klavyesinin) ucuna geliyor da yazamıyor…
Nasıl eleştirebiliriz ki, konuşan ya da eyleme hazırlık yapan, bazıları hiç bir kanunsuz şey yapmadığı halde, sadece muhalefet ettiği için, birçok ”Beyin” asılsız gerekçelerle “Memleketi Satan Hainler” yaftası altında “İçeri” alınmış ve bu korku ile kitleler, “… acaba benim telefonum da dinleniyor mudur?…” temel şüphesi ile; bırakın memleket meselelerini konuşmayı, sohbet bile edemez, düşünemez duruma getirilmişken…
Nasıl eleştirebiliriz ki, (muhalif basın gruplarına, muhalif yazarlara, çizerlere, düşünürlere uygulanan ve hepimizin malumu bu ekonomik ve psikolojik baskı ortamında), hala memleket “güllük gülistanlıkmış” gibi, lay-lay-lom yarışma programları, yerli diziler üreten, sorunun temelini, düşünen insanlarla tartışıp, kitleleri bilinçlendirmesi gerekirken, sadece, sözüm ona duyarlı habercilik gereği, sınırdan giriş yapan kahramancıkların (!) nasıl karşılandığını, ortalığın nasıl bayram yerine döndüğünü, sanki gerçek sorun buymuş, bu kadarmış gibi, ısıtıp ısıtıp kitlelere sunmaktan başka hiç bir şey yapamayan TV kanallarını?
Her neyse, eleştirmek tabii ki her bireyin hakkı ama şu şartla : “Eleştiri hakkı çalışmaktan doğar…”
İş ( sözüm ona Memleket Haini ) bir çok düşünüre gelince; “Hak-Hukuk…” Bir yıldır hala kimsenin anlam veremediği ve açıklanamayan iddialardan yargılanıyor Aydınlarımız… Bazıları girdi çıktı; doğal olarak uysallaştı. Artık Araştırma bile yapmıyor ( hadi hakkını yemeyelim belki yapıyor-yaptırıyor da açıklayamıyor…) Memleketi bu hale getirenlere karşı oturup konuşmak, toplantı yapıp bu gidişata – tabii ki hukuki olmak zorunda…- bir dur demek için bir araya gelen insanlar eğer suç işlemiş sayılıyorlarsa, o halde demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olan Muhalefet Partileri de suç işlemiş olmalı, değil mi? Onların yaptığını yapanlar içerideyken onları dışarıda, mecliste tutan şey onların seçilmiş olmaları mıdır? Onlar biz düşünmeyelim, biz eylem yapmayalım onlar bizim adımıza bunları yapsın diye seçilmediler… Bilakis “Düşünen ve tez geliştiren toplumun sözcüleri olarak oradalar… Yani bizler de özgür bireyler gibi düşüneceğiz; Tez-Antitez-Sentez sadece meclise seçilen Milletvekillerinin hakkı mıdır? Çağdaş Toplum kavramı içinde, Milletin de görevi ve sorumluluğu değil midir?
Öbür taraftan iş, memleketi bölmeyi kafasına koymuş, girişimde bulunmuş ( ya da bulunmak üzere tek tip üniforma giymiş ), bu uğurda bir başka memleketin dağına kaçmış ( ya da kandırılarak dağa çıkarılacak kadar düşünce yoksunu imiş ), bu memleketin ordusuna silah sıkmış ( ya da silah sıkanlarla aynı kaptan yemek yemiş ), bu memleketin evlatlarını şehit etmiş ( ya da edenlerle aynı tastan su içmiş ), yüzyıllardır kardeşçe yaşayan Kürtler’den olmak yerine, eşkiya olmayı tercih etmiş (milliyeti önemli olmadığı için yazmıyorum…) çapulculara gelince ise; Gak Gukuk… Öyle mi? Yargılanmaları sadece bir kaç saat ve çoğu beraat… İçlerinde bir kaç tanesi var ki, onlar da aslında fena vatandaşlar değiller; muhtemelen kandırıldılar ama masumlar… Yargılamadan kaçacak değiller ya, tutuksuz yargılanacaklar işte… Bu güzelim vatanı bırakıp, dağa çıkıp eşkiya olacak halleri yok ya… Sakın ha, bu devlet, oraya seyyar adliye kurdu diye eleştiri yapmaya falan da kalkmayın baylar, bayanlar… Gelişiyoruz, bu devlet yargılama hizmetini bile değerli vatandaşlarının ayağına kadar götürebilecek kadar humanist ve hizmette yeterliliği olan bir devlet; elbette yapacak!
MGK toplanıyor… Katılımcılar da malum kişiler… Siyasilerden zaten geçtik de, içinde tüm sıradan insanların, tüm özgürlükçü insanların, tüm demokratların, tüm Atatürkçülerin, tüm çağdaşların, böylesi zor günlerinde – maalesef ki – “Son Umut” u olan zât-ı muhteremler de var… Ve 7 saat 40 dakikalık toplantıdan, tüm toplumu rahatlatan bir bildiri çıkıyor; “Mücadeleye devam…”
Kiminle peki beyler, yıllardır İmralıyı mesken tutan bölücü başının talimatı ile, dağda, gelmeye hazırlanan ve kahramanca karşılanacakları için bırakın tebessümü kahkaha atan bir kaç bin hainle mi?
Bu arada, ömür boyu bana da bir ada tahsis edecekse bu devlet, aynı koşullarda ceza(!) çekeceksem eğer, itiraf ediyorum ben de suçluyum… ( Ama benim suçum vatana ihanet değil, bilakis çok sevmek! ) Hadi verin bana da bir adacık, daha küçük olsun, razıyım… Devleti tasarrufa geçirmek adına polis, jandarma da istemiyorum, koruma da… Bir başıma çekerim ben cezamı, razıyım…
Facebook gibi popüler ve genelde gündelik olağan şeylerin paylaşıldığı bir paylaşım sitesinde eğer, insanların sessiz çığlığını duyuyorsanız eğer, “Ne olacak bu memleketin hali…” diye endişelenmeyin dostlar… Yakında tutuk evlerinde çok yer boşalacak… Emperyalist talimatlarla dağa çıkan, sonra da yakalanıp içeride yatmakta olan bir sürü “sütten ak, yoğurttan pak” vatansever (!) salıverilecek…
Ve düşünen, vatanını seven, şimdilik sadece ” Sessizce çığlık atabilen” bir çok “Vatan Haini” rahatlıkla sığacaktır bu boşalan yerlere!!!
Hem içeride bu gidişle ne zaman salıverileceği belli olmayan, konuşabileceğimiz – aynı dili konuşacağımız, bir çok “Hain(!)” varken, neyi dert edeceksiniz?
Kalın sağlıcakla… Memleket mi? O ‘nu da dert etmeyin… 29 Ekim ‘de, yapılan uygulamalar için White House ‘dan tebrik alacaktır Zat-ı Muhterem… Her şey yolunda yani:)
ZM