Çok bilindik bir hikaye ile yazıma başlamak istedim. Eski zamanlarda adamın biri, yoldan geçerken, kayanın kovuğunda bir yılana rastlar. Yılanın haline acıyan adam, küfesinden çıkartmış olduğu yiyeceği kayanın kovuğuna bırakır. Yılan yiyeceği yemeden ağzından çıkardığı altını adamın ayaklarının önüne uzatır. Adam önce şaşırır, sonra her gün bu kayanın kovuğuna gelerek yiyecek bırakır, yılan bir tane altın verir. Bu dostluk böyle sürer gider…
Adam bir gün hastalanır, günlerce yataktan kalkamaz olur. Aklına yılan gelir, “şimdi aç kalmıştır” diye düşünüp, yılan ile dostluğunu oğluna anlatır. Oğlu babasının hikayesini dinledikten sonra, yılana yiyecek götürür. Yılan da babasına vermiş olduğu altınlardan bir tanesini oğluna verir. Oğul düşünür, “Yılanın yuvasında dolu altın vardır… Yılanı öldürüp altınları alırım!” derken yılan, kayanın dibinden göründüğünde, yerden bir taş alıp yılana fırlatır. Yılanının kuyruğu kopar, yılan can havliyle adamın oğlunu sokup öldürür. Baba oğlunun eve gelmediğini görünce bir şeyler olduğunu hisseder. Hasta yatağından kalkarak yılanın olduğu yere gider ve sorar.
- Yılan kardeş burada neler oldu?
Yılan olup biteni babaya anlatır. O zaman adam oğlunun suçlu olduğunu anlar yılandan özür diler.
- Yılan kardeş olan olmuş, gel yine eskisi gibi dost olalım… der.
Yılan
- Olmaz artık “Sende Evlat Acısı, Bende Kuyruk Acısı” olduktan sonra asla eskisi gibi dost kalamayız…
Yıllardır, Avrupa ve Amerika’nın bizden istemiş olduğu nedir?
Bizim bunlarla dost kalmamızın manası nedir?
Hükümetlerin bu Avrupa Birliği Rüyası nedir?
Önce dinler arası diyalog adı altında, yeni bir ihanet kuşatmasına, sonrada, dinle ülkeyi sömürenleri de yanlarına alarak, 2005 Yılında AB görüşmeleri ile başlayan kuyruk acılarının tekrar intikamını almaya başladılar.
Emperyalizm’in baronları, ”Seni ülkenin başına getireceğiz, ancak söylediklerimizi şimdiden kabul edeceksin…” baskısını, son yıllarda parçalanan ülkelerde nasıl uyguladıklarını biraz düşündüğümüzde çok rahat anlayacağız. Bu ülkelere en güzel örnekler; Afganistan – Hamit Karzai, Irak – Celal Talabani, Filistin – Abbas, daha kimler kimler…
Şimdi baktığımızda bizim sevdamız da büyük. Sevda; “Avrupa Birliği” sevdası. Sevdaya bak, hevese bak, düşünceye bak, söylediklerine bak, ettiklerine bak… Bakalım da görelim; Türkiye nasıl bir yere doğru çekilmektedir.
Sonu belli olmayan bir yolculuğa, bu kadar hazırlıksız çıkmanın vicdanı ve aklı hür insanların işi olmadığını görmenin vakti geldi de geçiyor artık. Başta Hoca efendileri olmak üzere, bir hoşgörü masalı tutturmuş gidiyorlar. Dinlerin buluşması, Hıristiyanlığın kutsanması, semavi dinlerin, yüce dinimiz ile kıyaslanması gibi akıl ile bağdaşmayan söylemleri, her geçen gün gazetelerde sayfa sayfa yer almaktadır.
Yüce kitabımız Kuran’ın inmesiyle hükmü tamamlanmış, tarihte kalmış inançların bugün tekrar özendirilen bir din olarak bizlerin önüne konmasına, başta Diyanet İşleri Başkanlığı ve isimlerinin başında Prof., Doç. gelen İslam alimlerinin ses çıkarmayışına ne demeli!
Bir tanesi de çıkıp neden “Allah katında din İslam ve peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)’dır.” demez. ‘Al-i İmran suresi 19. Ayet’i der ki “Kim İslam’dan başka bir din ararsa, onun ki katiyen kabul edilmeyecek ve o ahrette kaybedenlerden olacaktır” bu hüküm’e rağmen, neden bu semavi inanışların temsilcileri ile aşk yaşarlar.
Ermeni diyasporasının iftiraları, dinler arası hoşgörü masalları, bölücü başı ve partisinin ihanet tuzakları, devleti yönetenlerin haddinden fazla duyarsızlık ve hoş görüsü Türkiye Cumhuriyeti’nin her taraftan kuşatılmasına yol açmıştır.
Amerika ve Avrupa’nın bitmek bilmeyen istekleri ve dayatmaları, bir taraftan Ermenistan ve Kuzey Irak meselesi, bir taraftan Kıbrıs ve azınlıklar meselesi, adı altında yürütmüş oldukları yıkım senaryolarına karşı, “gık” ımızın çıkmadığı bir politika sergilenmesiyle Ülkemiz her geçen gün bunalıma sürüklenmektedir.
Dışarıda bu yaptırımlar olurken, içimize atılan kin ve nefret tohumları filizlenmeye başlamış, bin yıllık kardeşlik her yerinden yaralanmış, Türk’ün, Türk’e düşman olma noktasına getirilmiştir.
2005 Tarihinde imzalanan Avrupa Birliği Uyum süreci çerçevesindeki anlaşma maddelerini dilerseniz bir kez daha hatırlayalım.
Avrupa Birliğinin Talepleri
1- Rumlar’ın ön şartsız tanınması,
2- Yunanistan ve Ermenistan ile sınır problemlerinin çözülmesi,
3- Türk Ordusu’nun küçültülmesi,
4- Güneydoğu’da Avrupa Birliği’nin almış olduğu kararların harfiyen uygulanması,
5- Azınlıkların dini ve kültürel özgürlüklerinin verilmesi,
6- Gümrük Birliğinin eksiksiz uygulatılması,
7- Limanların Rumlara şartsız açılması,
8- Müzakerenin ucu açık olması,
9- Para ve maliye politikalarının düzenlenmesi,
10- Neler, neler, neler…
Bu maddeler, benim gibi sade bir vatandaşın duyup öğrendikleri, daha neler var neler…
Şimdi bu maddelerin imza altına alan siyasilerin, uygulamış oldukları politikalara ne denmelidir?
Kuşatılmışlık her yerden yapılmaktadır. “Ne Mutlu Türküm Diyene” tümcesinin suç sayıldığı, kendi yazmış olduğu anayasasının değiştirildiği, misak-i milli sınırlarının tartışıldığı, kendi milletvekilinin “…bu topraklarda başka ülke kurulacak” dediği, başka bir ülke varmıdır?
Şimdi 90 yıl önce dayatılan Sevr Maddelerine göz atmaya ne dersiniz?
Sevr’in Maddeleri
1- Osmanlı Devleti, Asya ve Kuzey Afrika’daki topraklarından vazgeçecek,
2- Doğu Anadolu’da bağımsız bir Ermenistan ve Özerk bir kürdistan devleti kurulacak,
3- Azınlıklara çok geniş haklar verilecek,
4- Ordunun sayısı en fazla elli bin olacak,
5- Osmanlı Devleti’nin maliyesi, ihtilaf devletlerinin tayin edeceği bir komisyon tarafından yönlendirecek, (Şimdiki IMF)
6- Kapitilasyonların her devlete tanınması sağlanacak,
7- Neler, neler, neler…
Her iki sözleşme metinlerinin maddeleri ne kadar da bir birine benzemektedir. Neredeyse, kopyala – yapıştır mantığı ile hazırlanıp, hükümetin önüne konulmuştur. Baş müzekereci tayin edilen zatlarda hemen imzayı attırıp, kollarının altına bu maddeler ile Ankara’ya dönmüşlerdir.
“Türk’ün İdam Fermanı” dediği bu ihaneti elinin tersiyle iten Mustafa Kemal Atatürk ve kahraman Türk Ordusunun şerefli komutanlarının göstermiş olduğu dirayetin, yüzde birini şimdilerde bizlerin gösterememesi de, bir o kadar acı vericidir.
Yazımın başındaki hikayede anlatıldığı gibi, bunların kuyruk acısı bitmez, bitmez, bitmez…
Tarihin karanlık çöplüğüne attığımızı sandığımız Sevr’in maddelerini, batı özenle derin dondurucuda saklayıp, Avrupa İlerleme raporu ile bu hükümetin önüne koymuştur.
Verilen tavizler, yeni tavizlerin verilmesini doğurmuştur. Çünkü Avrupa Birliği, son yirmi yıldır din eksenli bir siyasetin yapıldığı Türkiye’de, din eksenli kişileri ve partileri finanse ederek, dışarıda kedi, içeride aslan figüranları devletin başına getirmiş ve hikayeden, temsile uygun bir seçim ile parlamento el değiştirmiştir.
Dilerseniz, Sevr ile Avrupa Birliği ilerleme raporu maddelerindeki benzerliklere bir göz atalım.
Sevr’in önemli maddelerinden biri olan, Azınlıkların Himayesi ana başlığı altında yer alan, bu topraklarda yaşayan ırk, dil ve din bakımından azınlık pozisyonundaki insanlar, her çeşit özel eğitim, din ve inanç konularında serbestçe ibadet, ayin yapma hakları verilmesiydi. Avrupa İlerleme raporundaki madde ise, “ Türkiye Cumhuriyeti devleti, bütün halkına, dil, ırk ve din farklığını dikkate almaksızın dini serbestlik verip, dini eğitimlerinin yapılması sağlayacaktır.” Yani Heybeli ada Ruhban Okulu açılacaktır.
Verilen tavizlerin, Sevr maddelerine benzediğine diğer bir örnekte, Osmanlı hükümetinin baskısıyla, gerek can korkusu gerekse diğer zorlayıcı nedenlerden dolayı, yurtlarından zorla çıkartılan kişilerin yurtlarına dönüşleri ve iş güçlerini kolaylaştırmak için mümkün olan tüm tedbirler alınacak denmişti. Şimdi ise, bunların mensup olduğu dini topluluk ve vakıf mallarının tekrar iadesi tartışılmaktadır. Bununla birlikte, eve dönüş yasası diye adlandırdıkları dağdaki köpeklere ve İmralı canisine af verilmesi de gündemlerindedir.
Başta söylediğim gibi, Avrupa Birliği ilerleme raporunun Sevr maddeleriyle kopyala yapıştır mantığı ile yapıldığına diğer can alıcı bir örnekte; “Osmanlı vatandaşlarından birinin gerek özel veya ticarî ilişkilerinde gerekse mezhep ve basın işlerinde ve her türlü neşriyatta ve genel toplantılarda herhangi bir dilin kullanma serbestliğine karşı herhangi bir tehdit yapılmayacaktır.” AB ilerleme raporu; çeşitli azınlıkların Aleviler de azınlık sayılmıştır. “Ana dilde eğitim ve yayın hakkı, daha önce çıkarılan uyum yasaları ile azınlıklara verilmiştir. Bugün artık Türkiye sınırları içinde yaşayan bütün azınlıklar ve Kürtler; ana dilleri ile eğitim yapmaya her türlü yayın faaliyetinde serbestçe bulunmaktadırlar. Kürtler azınlık olmadıkları halde, bu haklardan yararlanmış ve TRT – 6 Başbakanımızın açılış konuşması ile hayata geçmiştir.
Şimdi bütün bunları yalnızca bu hükümet yapıyor desek haksızlık etmiş oluruz. Tansu ÇİLLER bu Sevr sürecine en büyük desteği Gümrük Birliği masalı ile zaten 1995 yılında vermişti.
Onunla ilgili madde aynen şöyledir: Sevr paylaşım projesinde “Ticari İlişkiler” ana başlığı altında gümrük ithalât vergilerine yönelik hükümleri bütün Müttefik Devletler yararına olmak üzere tekrar yürürlüğe konulacaktır…” AB ile yapılan 1995 Gümrük Birliği anlaşmasının benzeri bir madde ise, Avrupa Birliği kaynaklı bütün malların gümrükleri kaldırılmıştır.
Tavizlerin ardı arkası yoktur. Sevr Maddeleri olarak önümüze koyulan bu maddeleri şuan biz neden yapıyoruz?
Yalnızca Müzakere Tarihi Almak için. Yani daha müzakere tarihi almak için bu yok etme projelerini Avrupa Birliği yavaş yavaş hayata geçirmektedir. Başbakan’ımızın geçen haftalarda söylediği gibi; “ACELİMİZ YOK, SİNDİRE SİNDİRE YAPACAĞIZ…” Eğer Avrupa Birliğindeki soysuzların keyfi gelir müzakere tarihini verir iseler, görün bakın daha neler ile karşılaşacak bu millet.
Kurtuluş Savaşımızın o yıllarını hatırlayalım. Bu toprakların haritasını, Yunana, Amerikana, Almana, İngilize, Kürte paylaştıran Batı Emperyalizmi, şimdilerde aynı haritadaki bölgelerde, aynı devletler toprak satın almıyorlar mı?
Didim’de Fransız Tatil köyü adı altında, kocaman bir şehri satın almamışlar mı?
Adana’daki İncirlik Üssünü Amerikalılar satın almamışlar mı?
Anadolu’nun her yerinde, altın arama bahanesi ile Alman ve Amerikan şirketleri köyleri, tarlaları, dağları satın almamışlar mı?
Arap ve Kürt kökenli para baronları, Atatürk Barajına yakın tarımsal alanları satın almamışlar mı?
Vitrindeki ceket misali, şehit kanıyla suladığımız aziz vatanımızı parsel parsel satan anlayışa ne demeli…
12 Ekim 2009
www.cumayazilari.com